Çarşamba

Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşır.

Pazar

KİŞİSEL MARKA

Sen bir “Marka”sın…

Ben markayım, sen markasın, o marka. Biz markayız, siz markasınız, onlar marka. Herkes ve her şey marka!
Doğdun, farklısın, ismin, görünümün farklı, sözün, özün farklı, dünyada sen teksin ve azınlıktasın. Tek bir cümle de kendini anlatman gerekiyor.
Haydi, şimdi sıra sende.
Kendini bir ürün olarak kabul et ve en yüksek değere ulaşması için strateji oluştur.
Ne istediğini biliyor musun? Kimliğinin her parçasını belirle, şu anda/şimdi olmak istediğin sen misin? Sor kendine.
· Benim için en iyisi bu mu?
· Tüm yapabileceğim bu mu?
· Bu benim olmak istediğim mi?
İşte kişisel gelişim sürecin başlıyor, ama kolay değil, bu çok fazla kişisel disiplin gerektiren bir şey.
· Kişisel marka sürecinin sonunda ulaşmak istediğin ana hedefin nedir?
Cevabı sende. “Düşündüklerini bana yaz, hiçbir şey bulamazsan yine yaz ki ipucu vereyim.”
Şirketlerde en önemli operasyonlardan biri pazarlama. Tüm şirketler bir ürün/hizmet satarak var oluyor. Pazarlama operasyonunun en önemli çalışmasını marka faaliyetleri oluşturuyor. Şirketler ürünlerine güvenilir bir marka imajı yaratmak için kocaman bütçeler harcıyor, onlarca kişiyi istihdam ediyor, peki bu ürünleri taşıyan yöneticiler için, yöneticiler kendileri için ne yapıyor?
Kişisel marka çalışmasıyla, yönetici/iş adamı çevresindeki insanlara istediği mesajları en doğru, en hızlı olarak iletiyor. Kişisel marka hayatımızın birçok alanında uygulanabilecek bir kavram. Kendini en iyi şekilde pazarlayabilmek, iyi iş ilişkileri kurabilmek, tercih edilmek, iz bırakmak, fark edilmek için kişisel marka stratejin olmalı.
Kişisel marka sürecinde temel düşünce, kişisel ilişkileri, iş ilişkileri gibi ele almaktır. Müşterilerimizin bizimle ilgili gerçekten neyi takdir ettiğini veya önemsediğini tespit ediyoruz. Amaç, hedef müşterilerimizle birlikte güven ve müşteri memnuniyetini oluşturmaktır.
Kişisel marka, beraber yaşadığımız ve çalıştığımız kişilerle ilişkilerimizi geliştirmektir.
Tanımladığınız, sevdiğiniz ve beğendiğiniz en iyi siz olmayı başarmanız gerekiyor marka olmak için.
Bir düşünün varlığınız sevdiklerinize, çevrenize, ilişkilerinize hangi faydayı sunuyor? Duygusal, fiziksel ve kişisel faydanız neler?
Basit, yalın ve tek bir cümle ile anlatın, bekliyorum.
Hoş kalın.

Değerli bir söz;
“Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” Mevlana
Küçük bir öneri;Her günü bir öncekinden farklı yaşayın, farkı fark edin ve yazın.

Pazartesi

Kişisel markanı yarat…


“Ne ekersen onu biçersin”

Kişisel marka, kendinize biçtiğin değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlenin kendine biçtiğin değeri anlamasıdır.

Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün.

Kendini nerede görüyorsun?

Kendini nerede ve nasıl görmek istiyorsun?

Şimdi neler yapman gerekiyor? Neden? Nasıl yapacaksın?

“Soru soran cevabını bulana kadar bilgisiz görünür,

Soru sormayan ise sonsuza kadar bilgisiz kalır.”

Beş yıllık bir dönem için kendinize bir kariyer/pazarlama stratejisi hazırlayın ve olası bir yol haritası çizin.

Kişisel SWOT analizinizi çıkartın.

Benzersiz yanlarınızı ortaya çıkartın.

Uzmanlık konunuzu seçin.

Kendinize yatırım yapacağınız alanlar?

Gelişmesi gereken bilgi, beceri ve yetenekleriniz?

Kişisel isteklerinizi (motivasyonunuzu) besleyen kaynağı keşfedin.

Kişisel ürününüz nedir? Ve geliştirecek yaratıcı çözüm önerileriniz nedir?

Toplumsal sorumluluk alanınız nedir?

Yaşamınızda denge ve huzuru hissediyor musunuz?

Pazar

NE YAPIYORSAN O'SUN !

DÜNYADA YENİ TREND: SEN YAPTIĞIN İŞ KADARSIN...

Kaynak : www.kigem.com

İngilizce de son zamanlarda çok populer olan, kitap başlıklarında bile kullanılan benim de çok severek kullandığım "you are..." ile başlayan bir kaç deyiş var. Bunlardan biri:

"You are what you do!"

Bu deyiş iki farklı şekilde kullanılıyor. Birincisi meslekî anlamda: "ne iş yapıyorsan osun!",

"sen çalıştığın iş kadarsın!"

Seçtiğimiz mesleğin hayatımıza etkisi düşünüldüğünde, bu kısa cümlenin ağırlığı daha da çok ortaya çıkıyor.

Yaptığımız iş giyimimizden, saçımıza, konuşmamızdan, tavırlarımıza, yediklerimizden, gittiğimiz yerlere, sadece yaptığımız değil gelecekte yapacağımız şeylere kadar birçok noktayı etkiliyor.

Binbir zorluklarla, yıllar süren eğitimlerden sonra bedavaya staj yaparak veya üç kuruşa çalışarak başladığımız iş hayatımız, zamanla değişip yoluna girerken, bizi de değiştirip yola sokuyor. Kimimiz işine daha çok şekil verebilirken, kimimize de iş hayatı daha çok şekil veriyor.

İş ve yaşam arasındaki bu denge savaşı, sonunda "iş yaşamı" olarak hayatımızın büyük bir alanını kaplıyor.

Büyük şehirlerde iş ve yaşam ayrımı ya da ayrımsızlığı daha da iç içe geçiyor. "Eve iş getirmek" gibi kavramlar bu ayrımsızlığın ne tehlikeli bir boyutta olduğunu ispatlıyor. Ülkelerin gelişmişlik oranıyla bu ayrımsızlık aynı oranda artıyor. Amerika, İngiltere, Japonya gibi ülkelerde bu denge savaşı, sürekli, yolda yürüken bile hissedilebiliyor.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olan İngiltere'nin başkenti Londra da "zaman = para" ilkesi ayet gibi ezberlendiği ve de uygulaması toplumun tüm katmanlarına yayıldığı için turistler hariç herkesi bir panik halinde görmek mümkün. Birçok çalışan öğle yemeklerini yolda yürürken yiyor, öğrenciler bir servet olan üniversite paralarını karşılayabilmek için okuldan sonra koşa koşa publara, restorantlara çalışmaya gidiyor, kafeler henüz ofisi olmayan küçük şirket sahiplerinin görüşmeleriyle doluyor.

Şehrin bankacılık için farklı, medya için farklı ve de özel sağlık klinikleri için farklı bölgeleri kullanıldığından, yaptığın iş çalıştığın bölgeden, alnına yapıştırılmış bir etiket gibi, tahmin edilebiliyor.

Nasıl doğduğun aile konuşacağın dili, doğduğun ülke milliyetini, genetik geçmişin de görünüşünü belirlerse; gittiğin okul da çalışacağın yerleri, çalıştığın yerler gelirini, gelirin de geleceğini belirliyor.

Peki bu döngü kırılabilir mi? Ya da en azindan leyhimize çevrilebilir mi? Sorunun cevabı yine "You are what you do!" deyişinde yatıyor; ama bu sefer ikinci kullanım şeklinde:

"Sen yaptıkların kadarsın!"

Bilimadamları son yıllarda "beynin plastikliği" diye bir kavramdan bahsediyorlar. Araştırmalar gösteriyor ki beyin, kullanıldığı oranda ve de kullanıldığı noktada gelişiyor . Hem de bu gelişme "ağaç yaşken eğilir" atasözünde denildiği gibi erken yaşlarda daha hızlı oluyor.

Konuştuğumuz dili, doğduğumuz ülkeyi, genetik geçmişimizi ve gittiğimiz okulları biz seçmemiş olabiliriz ama çalışacağımız yerleri, gelirimizi ve geleceğimizi seçmek bizim elimizdedir.

Bizi biz yapan şeyler birazda yediklerimiz, içtiklerimiz, okuduklarımız, tanıdıklarımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz, tecrübe ettikerimiz, düşündüklerimiz, izlediklerimiz, inandıklarımız, kazandıklarımız ve hatta kaybettiklerimiz değil midir?

Bunların hepsi de ya tercih ettiğimiz şeyler ya da tercih ettiğimiz şeylerin sonuçları değil midir? O zaman bunlardan ne kadarını, ne kadarlığına ve ne şekilde yapacağımız bize bağlıdır ve bizi biz yapan şeylerdir.

Beynimiz, laboratuvarda çalışan bir gibi kimyager gibi sonsuz stoğundaki değişik kimyasalları karıştırıp bize sunar. Ama ona hangi kimyasalları karıştırması gerektiği iç ve dış etkenler tarafından iletilir. Ki bunlar da kısmen bizim kontrolümüz altında olan şeylerdir.

"You are what you do!" = "Sen yaptıkların kadarsın!" adlı bir şarkıda da denildiği gibi :

"Besteci olmak istiyorsan bir gitar al,
Araba yarışlarını kazanmak istiyorsan araba al,
Picasso olmak istiyorsan git boya al,
Cennete gitmek istiyorsan ibadete başla,
Terfi etmek istiyorsan işe erken git,
Ödül kazanmak istiyorsan yarışmaya gir,
Sen yaptıkların kadarsın!
Yapmadıkların değilsin"

Ben hayatta sanılandan çok şeyin temelinin alışkanlıklardan ibaret olduğuna inanırım. Buna beslenme düzenimiz, uyku düzenimiz, gittiğimiz yerler, sık görüştüğümüz insanlar ve hatta para harcama oranımız dahildir.

Bilimadamları beyin için tekrarın kötü, yeniliğin iyi olduğunu bir çok kaynakta dile getirmiştir . Siz hiç tüm gün televizyon başında maç izleyen birinin aniden kalkıp harika bir film çektiğini veya çok satanlar listesine giren bir kitap yazdığını duydunuz mu? (İşi bu olan yazar, gazeteci ve araştırmacılar dışında). Hayır, çünkü beyin yumuşak bir hamur gibidir. Nasıl yoğurursanız, o şekilde kalır. O yüzden davranışlarınız alışkanlıklarınız, alışkanlıklarınız da kim olduğunuza dönüşür. Bir süre sonra yaptıklarınız olursunuz. Ve de yaptıklarınız kadar kalırsınız.

O yüzden bilimadamları tekrarlardan uzak durmayı ve değişik şeyleri denemeyi öğütlüyor. Bu sadece beyninizi daha çok çalıştırmakla kalmayıp, uzun vadede size farklı bakış açıları da katacaktır. Nereden mi başlamalı? En basitlerinden: Bu paragrafı tersten okuyun, dişlerinizi diğer elinizle fırçalayın, işe farklı bir yoldan gidin. Bunlar sizi dahî yapmayacaktır ama en azından içinde bulunduğunuz rutin döngüden kurtulmanın ilk adımı olacaktır.

Yazan: Sinem ERSEVER

Kaynaklar:

1 Winston, Robert; The Human Mind (2003),Bantam Books; s.77

2.Moffatts, You are what you do.

3. Winston, Robert; The Human Mind (2003),Bantam Books; s.434